Bir şirketin satışları artıyorsa çoğu zaman büyüdüğünü düşünürüz.
Üretim hacmi yükseliyor, ciro artıyor ve pazar payı korunuyorsa yönetim raporlarında tablo genellikle olumludur. Fakat yüksek enflasyon, pahalı finansman ve dalgalı girdi maliyetlerinin olduğu bir ortamda bu göstergelerin hepsi aynı anda iyileşirken şirketin ekonomik olarak zayıflaması da mümkün.
Bugün CEO ve CFO'ların yeniden düşünmesi gereken konulardan biri tam olarak bu.
Çünkü üretmekle kârlı üretmek aynı şey değil. Satış yapmakla ekonomik değer yaratmak da aynı şey değil. Pazar payını korumak ise tek başına şirket değerini artırmıyor.
Enerji, lojistik, hammadde, işçilik, stok ve finansman maliyetlerinin birlikte hareket ettiği dönemlerde klasik yönetim göstergeleri şirketin gerçek ekonomisini olduğundan daha iyi gösterebiliyor.
Bu yalnızca Türkiye'ye özgü bir sorun da değil.
2026 yılında küresel büyüme, ticaret hacmi ve ticaretin parasal değeri aynı hızda hareket etmiyor. Enerji ve diğer girdi fiyatlarındaki artışlar nominal ticaret rakamlarını yukarı taşırken, ekonomik büyüme aynı ölçüde hızlanmıyor.
Benzer bir ayrımı şirketlerin gelir tablolarında da görmek mümkün.
Bir şirketin cirosunun yüzde 20 büyümesi, şirketin ekonomik olarak yüzde 20 büyüdüğü anlamına gelmiyor.
Burada daha doğru soru şu:
Büyümenin ne kadarı hacimden, ne kadarı fiyat artışından ve ne kadarı gerçek ekonomik katkıdan geliyor?
Ciro büyürken kâr nasıl küçülebilir?
Basit bir örnek düşünelim.
Bir şirket bir ürünü 100 birim maliyetle üretiyor ve 130'a satıyor olsun. Birim başına 30 kazanıyor ve brüt marjı yaklaşık yüzde 23 seviyesinde.
Bir süre sonra maliyetler yüzde 25 artıyor. Ürünün birim maliyeti 125'e çıkıyor.
Şirket rekabet nedeniyle satış fiyatını aynı oranda yükseltemiyor ve ürünü 145'e satıyor. Buna karşılık daha agresif satış yaparak hacmini yüzde 10 artırıyor.
İlk bakışta şirket büyümüş görünüyor.
Rakamların tamamına baktığımızda ise farklı bir sonuç ortaya çıkıyor.
Tablo 1. Nominal büyüme ile ekonomik büyüme arasındaki fark
| Gösterge | Önce | Sonra | Değişim |
|---|---|---|---|
| Satış fiyatı | 130 | 145 | +%11,5 |
| Birim maliyet | 100 | 125 | +%25,0 |
| Satış hacmi | 100 | 110 | +%10,0 |
| Ciro | 13.000 | 15.950 | +%22,7 |
| Birim brüt kâr | 30 | 20 | -%33,3 |
| Toplam brüt kâr | 3.000 | 2.200 | -%26,7 |
| Brüt marj | %23,1 | %13,8 | -9,3 puan |
Şirketin cirosu yüzde 22,7 büyüyor.
Satış hacmi yüzde 10 artıyor.
Buna karşılık toplam brüt kâr yüzde 26,7 azalıyor.
Yüksek enflasyon dönemlerinde yönetim açısından en tehlikeli yanılsamalardan biri burada ortaya çıkıyor.
CEO ciroya bakarsa şirket büyüyor.
Satış ekibi hacme bakarsa performans yükseliyor.
Pazar payı artmışsa ticari strateji başarılı görünebilir.
CFO ekonomik katkıya baktığında ise şirketin daha fazla satış yaparken daha az para kazandığını görebilir.
Üstelik problem gelir tablosuyla sınırlı değil.
Şirket artık aynı üretim miktarını gerçekleştirmek için daha pahalı hammadde almak ve daha yüksek değerli stok finanse etmek zorunda.
Kâr düşerken nakit ihtiyacı artabiliyor.
Bitmiş ürünün maliyeti artık standart maliyet tablosuna sığmıyor
Geleneksel ürün maliyetinin merkezinde hammadde, işçilik ve üretim genel giderleri bulunur.
Bugün bir ürünün gerçek ekonomisini anlamak için bundan daha geniş bir çerçeve gerekiyor.
Hammadde maliyetinin yanında enerji, kur, lojistik, sigorta, stok taşıma maliyeti, finansman gideri, dağıtım, iade, garanti ve müşteriye hizmet maliyeti de ürünün ekonomik sonucunu etkiliyor.
Muhasebe sistemi bunların tamamını aynı satır altında göstermeyebilir.
Fakat CEO ve CFO'nun karar verirken bunları aynı ekonomik model içerisinde görmesi gerekiyor.
Petrol taşımacılığında yaşanan son gelişmeler bunun oldukça açıklayıcı bir örneği.
ABD Körfezi'nden Çin'e yaklaşık 2 milyon varil petrol taşıyan büyük tankerlerin maliyeti bazı rotalarda yaklaşık 80 milyon dolara kadar çıkabiliyor.
Bu rakam kabaca varil başına 40 dolarlık taşıma maliyetine karşılık geliyor.
Petrol var.
Satıcı var.
Alıcı var.
Taşıma fiziksel olarak mümkün.
Fakat lojistik maliyeti ticaretin ekonomik mantığını ortadan kaldırabiliyor.
Üretim şirketleri açısından bunun önemli bir karşılığı var:
Bir ürünün üretilebilir olması, ekonomik olarak satılabilir olduğu anlamına gelmez.
Enflasyon yalnızca kârı değil, bilançoyu da tüketiyor
Yüksek enflasyon konuşulurken genellikle gelir tablosuna odaklanıyoruz.
Maliyet arttı.
Fiyat arttı.
Brüt marj değişti.
Oysa üretici şirketler açısından bilanço tarafında da en az bunun kadar önemli bir sorun oluşuyor.
Bunu çalışma sermayesi enflasyonu olarak tanımlayabiliriz.
Bu bir muhasebe standardı değil. Şirketin aynı fiziksel faaliyeti sürdürebilmek için giderek daha fazla nakit bağlamak zorunda kalmasını tarif eden bir yönetim yaklaşımı.
Bir şirketin 60 günlük üretim için 100 milyon TL stok taşıdığını düşünelim.
Fiziksel stok miktarı hiç değişmeden girdi fiyatları yüzde 40 artarsa aynı stok artık 140 milyon TL değerinde olabilir.
Stok günü değişmedi.
Üretim miktarı değişmedi.
Fabrika değişmedi.
Fakat aynı işi yapabilmek için 40 milyon TL daha fazla nakit gerekiyor.
Bu nakit yüksek faizle finanse ediliyorsa maliyet şirketin üzerine ikinci kez geliyor.
Bu nedenle yüksek enflasyon döneminde ürünün maliyetini yalnızca satın alma fiyatıyla düşünmek eksik kalıyor.
O ürünü üretebilmek için bağlanan sermayenin maliyeti de hesaba katılmalı.
Replacement cost farklı bir şey söylüyor
Finans yönetimi açısından faydalı bulduğum başka bir yaklaşım da ürün marjını replacement cost üzerinden izlemek.
Bunu muhasebe brüt marjının yerine koymaktan söz etmiyorum.
Daha çok yönetim kararını destekleyen ikinci bir gösterge olarak düşünüyorum.
Sorusu oldukça basit:
Bugün sattığım ürünü yarın tekrar üretmek için ihtiyaç duyduğum girdileri bugünkü fiyatlardan aldığımda aynı marj hâlâ var mı?
Şirketin elinde eski fiyatlardan alınmış stok olabilir.
Bu stoktan üretilen ürün satıldığında muhasebe kayıtlarında güçlü bir kâr görülebilir.
Fakat stok yenilendiğinde maliyet ciddi biçimde artacaksa görünen kârın bir bölümü sürdürülebilir değildir.
Özellikle fiyat listelerini birkaç ayda bir yenileyen şirketlerde historical cost ile replacement cost arasındaki farkın ayrıca izlenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Aynı sorun farklı sektörlerde başka biçimlerde ortaya çıkıyor
Bugünkü maliyet ortamı her sektörü aynı şekilde etkilemiyor.
Yine de farklı şirketlerin verdiği tepkiler benzer bir noktaya işaret ediyor.
Maliyet artışı, fiyatlama gücü ve talep arasındaki denge bozulduğunda nominal büyüme ekonomik değer yaratmayabiliyor.
Tablo 2. Aynı maliyet problemi, farklı sektörler
| Sektör | Gözlenen durum | Yönetim açısından ders |
|---|---|---|
| Havayolu | Yakıt maliyetleri fiyat artışından hızlı yükselebiliyor | Fiyatlama gücü sınırsız değil |
| Gıda | Fiyatlama yanında ürün ve portföy değişiklikleri gerekiyor | Her ürün her maliyet seviyesinde üretilmek zorunda değil |
| Kimya | Enerji maliyeti bazı tesislerin ekonomisini bozabiliyor | Verimlilik yapısal maliyet farkını her zaman kapatmıyor |
| Yarı iletken | Kıtlık üretici tarafında yüksek marj yaratabiliyor | Enflasyon marjı değer zinciri içinde yeniden dağıtıyor |
| Enerji lojistiği | Navlun ürün değerinin önemli bölümüne ulaşabiliyor | Fiziksel olarak mümkün ticaret ekonomik olarak anlamsızlaşabiliyor |
Delta bunun güncel örneklerinden biri.
Şirketin yakıt giderleri ciddi biçimde artarken faaliyet marjı geriliyor.
Talep var.
Bilet fiyatları yükseliyor.
Şirket satış yapmaya devam ediyor.
Buna rağmen maliyetler fiyatlama artışından daha hızlı hareket ettiğinde marj aşağı geliyor.
Buradaki ders önemli:
Bir şirketin fiyatlama gücüne sahip olması, bütün maliyet artışlarını müşteriye aktarabileceği anlamına gelmiyor.
Nestlé tarafında ise farklı bir yaklaşım görülüyor.
Şirket maliyet artışlarına yalnızca fiyat yükselterek cevap vermiyor. Ürünleri yeniden formüle ediyor, verimlilik arıyor ve yeni maliyet seviyesinde yeterli talep görmeyen bazı ürünleri portföyden çıkarıyor.
Üretim şirketleri için burada önemli bir soru ortaya çıkıyor.
CFO'nun sorusu her zaman “Bu ürüne ne kadar zam yapabiliriz?” olmamalı.
Bazı durumlarda daha doğru soru şu olabilir:
Bu ürünü bu maliyet yapısıyla üretmeye devam etmek hâlâ ekonomik mi?
Kimya sektöründeki bazı gelişmeler bu tartışmayı daha da ileri taşıyor.
Avrupa'daki enerji maliyetleri ile ABD'deki enerji maliyetleri arasında çok büyük farkların oluşması, iyi yönetilen ve operasyonel olarak verimli bir fabrikanın bile rekabet gücünü kaybedebileceğini gösteriyor.
Bir tesis verimli olabilir.
Kapasitesi yüksek olabilir.
Operasyonu doğru yönetilebilir.
Ancak bulunduğu coğrafyanın enerji maliyeti rakibinin birkaç katına ulaştığında bütün ekonomik denklem değişir.
Operasyonel verimlilik, yapısal maliyet dezavantajını her zaman telafi edemez.
Aynı enflasyon herkes için aynı sonucu yaratmıyor
Maliyet enflasyonunu bütün şirketlerin marjını aynı şekilde düşüren bir süreç olarak görmek de doğru değil.
Yarı iletken sektöründe bunun tersini görüyoruz.
AI yatırımları memory ürünlerine yönelik talebi çok güçlü tutuyor.
Arz sınırlı kaldığında üreticiler ciddi fiyatlama gücü kazanıyor.
Aynı komponent fiyat artışı ise telefon, bilgisayar ve diğer elektronik ürün üreticilerinin maliyetini yükseltiyor.
Dolayısıyla aynı fiyat hareketi değer zincirinin bir tarafında kâr yaratırken diğer tarafında marjı azaltabiliyor.
Enflasyon her zaman marjı ortadan kaldırmıyor.
Bazen marjı değer zincirinin bir noktasından diğerine taşıyor.
CFO açısından bunun anlamı, yalnızca kendi maliyetlerini değil, tedarik zincirindeki pazarlık gücünün hangi tarafa geçtiğini de takip etmek gerektiği.
Fiyat rekabeti ne zaman değer yok etmeye başlıyor?
Rekabet kavramını da doğru tanımlamak gerekiyor.
Fiyat rekabetinin kendisi anlamsız değil.
Sorun, şirketin yalnızca pazar payını korumak veya kapasiteyi doldurmak amacıyla ekonomik katkısı yetersiz işleri büyütmeye başlaması.
Bu ayrım yüksek enflasyon dönemlerinde kolaylıkla kaybolabiliyor.
Çünkü nominal fiyatlar sürekli yükseldiği için düşük katkılı müşteriler ve ürünler bile gelir tablosunda büyüyor gibi görünebilir.
Bir müşteriye geçen yıl 100 milyon TL satış yapan şirket, bu yıl 140 milyon TL satış yapabilir.
İlk bakışta ilişki büyümüştür.
Fakat aynı müşterinin lojistik gideri, vadesi, iskonto seviyesi, iade oranı, stok ihtiyacı ve kullanılan işletme sermayesi birlikte hesaplandığında ekonomik katkısı gerilemiş olabilir.
Bu nedenle pazar payının yanında ekonomik katkının ve sermaye verimliliğinin de yönetim masasına gelmesi gerekiyor.
Daha uzun vadeli soru ise daha temel:
ROIC, sermaye maliyetinin üzerinde mi?
Şirket büyüdükçe daha fazla sermaye tüketiyor ve yatırılan sermayenin getirisi sermaye maliyetinin altında kalıyorsa büyümenin kendisi şirket değerini azaltabilir.
CEO ve CFO'nun dashboard'u değişmeli
Revenue, EBITDA, gross margin ve market share önemli göstergeler olmaya devam ediyor.
Fakat artık tek başlarına yeterli değiller.
Tablo 3. Geleneksel göstergeden ekonomik göstergeye
| Geleneksel bakış | Eksik bıraktığı konu | Yeni yönetim bakışı |
|---|---|---|
| Revenue growth | Enflasyonu gerçek büyüme gibi gösterebilir | Volume, Price, Mix ayrıştırması |
| Gross margin | Replacement cost değişimini yakalamayabilir | Replacement cost margin |
| Market share | Zararlı fiyatlamayla satın alınabilir | Segment bazında ekonomik katkı |
| EBITDA | Çalışma sermayesi ihtiyacını göstermeyebilir | EBITDA ve nakit dönüşümü birlikte |
| Inventory days | Stoğun parasal yükünü göstermeyebilir | Working capital inflation |
| Average selling price | Müşteri ve SKU ekonomisini gizleyebilir | SKU ve müşteri bazında contribution |
| Annual budget | Şoklarda hızla eskiyebilir | Rolling scenario ve trigger seviyeleri |
| Capacity utilisation | Kapasitenin kârlılığını göstermez | Economic capacity utilisation |
| Margin | Cost to serve etkisini eksik görebilir | Tam müşteri ekonomisi |
| Growth | Sermaye tüketimini gizleyebilir | ROIC ve WACC birlikte |
Bunların tamamını aynı anda onlarca yeni KPI'a çevirmek gerektiğini düşünmüyorum.
Önemli olan şirketin ekonomisini gerçekten hareket ettiren birkaç temel değişkeni bulmak.
Bir üreticinin temel sürücüsü enerji, kur ve stok olabilir.
Başka bir şirkette navlun, müşteri vadesi ve ürün karması daha belirleyici olabilir.
Teknoloji şirketinde komponent maliyeti, müşteri edinme maliyeti veya altyapı gideri öne çıkabilir.
Dashboard'un muhasebe hesaplarından değil, iş modelinin ekonomik sürücülerinden kurulması gerekiyor.
CEO ile CFO'nun alanları birbirine yaklaşıyor
Geçmişte maliyet yönetimi daha çok CFO'nun, üretim ve satış ise CEO ile operasyon yönetiminin alanı olarak görülebiliyordu.
Bugün bu sınırlar giderek daha az anlam taşıyor.
Enerji maliyetindeki bir değişiklik aynı anda ürün tasarımını, tedarikçiyi, üretim lokasyonunu, fiyatlamayı, müşteri segmentini, stok politikasını ve finansman ihtiyacını etkileyebilir.
Bazı durumlarda şirketin hangi ürünü üretmeye devam edeceğini bile değiştirebilir.
Bu nedenle CFO yalnızca bütçeyi ve gerçekleşen sonuçları takip eden kişi olarak kalamaz.
CEO da şirketi yalnızca satış büyümesi ve pazar payı üzerinden yönetemez.
İki fonksiyonun aynı ekonomik modele bakması gerekiyor.
Finansın görevi satışa “hayır” demek değil.
Satışın hangi şartlarda gerçekten değer yarattığını göstermek.
CEO'nun görevi de fabrikayı mümkün olan en yüksek kapasitede çalıştırmak değil.
Sermayenin en yüksek ekonomik katkıyı ürettiği kapasite seviyesini bulmak.
Yeni rekabet avantajı yalnızca daha ucuz olmak değil
Önümüzdeki dönemde üretici şirketlerde rekabet avantajının tanımının da değişeceğini düşünüyorum.
Düşük fiyat önemli olmaya devam edecek.
Ancak sürdürülebilir rekabet avantajı giderek daha fazla tedarik esnekliği, enerji verimliliği, ürün disiplini, stok yönetimi, fiyatlama mimarisi, müşteri segmentasyonu, finansmana erişim, sermaye verimliliği ve karar alma hızının birleşiminden oluşacak.
Burada konu yalnızca hedge yapmak veya daha ucuz finansman bulmak değil.
İş modelinin maliyet şoklarına karşı nasıl tasarlandığı.
Bu nedenle geleceğin CFO stratejisi treasury, procurement ve budgeting sınırlarını aşarak iş modelinin tasarımına yaklaşıyor.
Yönetimin soracağı son soru
Bir ürünün veya müşteri ilişkisinin devam edip etmeyeceğine karar verirken meseleyi birkaç ekonomik soruya indirmek mümkün.
Tablo 4. Ürün ve fiyatlama karar matrisi
| Durum | Ekonomik okuma | Yönetim kararı |
|---|---|---|
| Fiyat artışı maliyeti karşılıyor | Marj korunuyor | Üretim ve satış devam |
| Marj düşüyor ancak contribution pozitif | Baskı yönetilebilir olabilir | Fiyat ve maliyet aksiyonu |
| Contribution çok düşük | Hacim değer yaratmıyor | SKU veya müşteri yeniden değerlendirilir |
| Replacement cost margin negatif | Görünen kâr sürdürülebilir değil | Hızlı yeniden fiyatlama |
| Working capital hızla büyüyor | Büyüme nakit tüketiyor | Vade, stok ve finansman revizyonu |
| ROIC, WACC'ın altında | Büyüme değer yok ediyor | Sermaye tahsisi yeniden düşünülür |
| Müşteri fiyat artışını kabul etmiyor | Fiyat esnekliğinin sınırına gelindi | Ürün, kanal veya segment değiştirilir |
Buradaki amaç ürünleri hızla kapatmak veya müşterilerden vazgeçmek değil.
Yönetimin hangi ekonomik fedakârlığı neden yaptığını bilmesi.
Bir şirket stratejik nedenlerle düşük marjlı bir ürünü taşımaya devam edebilir.
Yeni bir pazara girerken belirli bir süre düşük ekonomik katkıyı kabul edebilir.
Bunların hepsi bilinçli kararlar olabilir.
Sorun, zarar eden büyümeyi kârlı büyüme zannetmeye başladığımız anda ortaya çıkıyor.
Sonuç
Yüksek enflasyon dönemlerinde şirketlerin en büyük yönetim hatalarından biri nominal büyümeyi ekonomik büyümeyle karıştırmak olabilir.
Ciro büyüyebilir.
Üretim artabilir.
Pazar payı yükselebilir.
Ve şirket bütün bunlar gerçekleşirken daha az ekonomik değer yaratabilir.
Bu nedenle şirketlerin temel sorusunun değişmesi gerektiğini düşünüyorum.
Artık yalnızca ne kadar ürettiğimizi ve ne kadar sattığımızı sormak yeterli değil.
Bunun yanına bir soru daha koymak gerekiyor:
Sattığımız her birim, bugünkü replacement cost, müşteriye hizmet maliyeti, çalışma sermayesi ihtiyacı ve sermaye maliyeti dikkate alındığında hâlâ ekonomik değer yaratıyor mu?
CEO ve CFO bu sorunun cevabını aynı veri setinden okuyabiliyorsa finans geçmişi raporlayan bir fonksiyon olmaktan çıkıyor.
Stratejinin bir parçasına dönüşüyor.
Yüksek enflasyon ve artan küresel maliyet baskısının şirketlere verdiği en önemli derslerden biri de bence burada.
Rekabetin amacı en ucuz olmak değil.
Rakiplerden daha sürdürülebilir biçimde ekonomik değer yaratabilmek.
Mehmet Taşdemir
Co-Founder & CEO, Finance & Strategy Focus
14 Ekim 2026
Kaynaklar
UN Trade and Development, Trade and Development Report 2026: The Geoeconomics of Development
https://unctad.org/publication/trade-and-development-report-2026
UN Trade and Development, Global Growth Slows to 2.6%, and Gaps Widen Between Developing Regions, 9 Ekim 2026
https://unctad.org/news/global-growth-slows-26-and-gaps-widen-between-developing-regions
UNCTAD, 2026 için küresel büyümeyi yüzde 2,6; mal ve hizmet ticaretindeki reel büyümeyi ise yaklaşık yüzde 4 olarak öngörüyor. UNCTAD
Reuters, Delta Warns of More Airline Capacity Restraint as Fuel Shock Hits Profits, 9 Ekim 2026
https://www.reuters.com/business/energy/delta-air-lines-cuts-profit-outlook-fuel-costs-outpace-fare-gains-2026-10-09/
Delta, yüksek yakıt maliyetleri nedeniyle 2026 kâr beklentisini aşağı çekerken, güçlü talep ve fiyat artışlarına rağmen marjların baskı altında kaldığını açıkladı. Reuters
Reuters, Nestlé CEO Says Middle East Conflict Driving Inflation, Higher Supplier Costs, 10 Eylül 2026
https://www.reuters.com/business/retail-consumer/nestle-ceo-says-middle-east-conflict-driving-inflation-higher-supplier-costs-2026-09-10/
Nestlé, enerji, navlun ve hammadde maliyetlerindeki artışlara fiyatlama, reformülasyon, verimlilik ve düşük katkılı ürünlerin azaltılmasıyla karşılık veriyor. Reuters
Reuters, INEOS to Mothball Three Chemical Plants as High Energy Costs Hit Production, 22 Eylül 2026
https://www.reuters.com/world/uk/ineos-mothball-three-chemical-plants-high-energy-costs-hit-production-2026-09-22/
INEOS, Avrupa'daki yüksek enerji maliyetleri nedeniyle üç kimya tesisinin faaliyetlerini askıya aldı; haberde İngiltere ile ABD doğal gaz maliyetleri arasındaki büyük fark da vurgulanıyor. Reuters
Reuters, Samsung Flags $80 Billion Profit on AI Boom, Highest Quarterly for Any Tech Company, 7 Ekim 2026
https://www.reuters.com/business/samsung-q3-profit-jumps-783-ai-memory-boom-lifts-chip-earnings-2026-10-07/
AI kaynaklı memory talebi Samsung'un çip tarafında güçlü kârlılık yaratırken, yükselen komponent maliyetleri mobil ve tüketici elektroniği tarafında baskı oluşturuyor. Reuters
Reuters, Soaring Freight Rates Threaten Asia's Appetite for US Crude, 9 Ekim 2026
https://www.reuters.com/business/energy/soaring-freight-rates-threaten-asias-appetite-us-crude-2026-10-09/
ABD Körfezi'nden Çin'e 2 milyon varil petrol taşıyan VLCC navlununun yaklaşık 80 milyon dolara çıkması, fiziksel olarak mümkün bir ticaretin lojistik maliyet nedeniyle ekonomik olmaktan çıkabileceğini gösteriyor. Reuters
Reuters, Apple Cuts iPhone 18 Pro Orders Due to Soft Demand, Nikkei Asia Reports, 9 Ekim 2026
https://www.reuters.com/business/retail-consumer/apple-cuts-iphone-18-pro-orders-due-soft-demand-nikkei-asia-reports-2026-10-09/
Nikkei Asia'ya dayandırılan haberde yüksek memory maliyetleri ve ürün fiyat artışları sonrasında iPhone 18 Pro komponent siparişlerinin azaltıldığı belirtiliyor. Reuters bu bilgiyi bağımsız olarak doğrulamadığını da not ediyor.