Son birkaç yıldır enerji maliyetlerini konuşurken büyük ölçüde petrol ve doğal gaz fiyatlarına bakıyoruz.

Brent yükseldiğinde maliyet baskısından, düştüğünde ise rahatlamadan söz ediyoruz.

Ancak içinde bulunduğumuz dönemde bu okumanın tek başına yeterli olmadığını düşünüyorum.

Rusya-Ukrayna savaşıyla başlayan enerji ve tedarik zinciri baskısı, 2026 yılında İran merkezli Orta Doğu gerilimi ve Hürmüz Boğazı çevresindeki güvenlik sorunlarıyla daha karmaşık bir hale geldi.

Bugün şirketler açısından asıl mesele petrolün kaç dolar olduğu değil.

Petrolün, doğal gazın veya başka bir hammaddenin hangi rotadan, ne kadar sürede, hangi navlunla, hangi sigorta maliyetiyle ve hangi kur seviyesinden işletmeye ulaştığı da artık maliyetin bir parçası.

Bu ayrım özellikle Türkiye gibi enerji ve ara malı ithalatına yüksek ölçüde bağımlı ekonomiler açısından önemli.

Dünya Bankası'nın 2 Ekim'de yayımladığı son emtia verilerinde enerji fiyat endeksi yalnızca Eylül ayında yüzde 25,7 yükseldi.

Aynı dönemde ham petrol fiyatlarında yüzde 21,2, doğal gaz fiyatlarında yüzde 15,3 artış görüldü.

Dünya Bankası'nın 2026 yılı için enerji fiyatlarına ilişkin mevcut tahmini de yıllık yüzde 24'lük artış yönünde.

Bu rakamlar tek başına yeterince dikkat çekici.

Ancak bana göre asıl önemli konu, enerji piyasasında fiyat ile fiziksel arz arasındaki ilişkinin giderek daha karmaşık hale gelmesi.

Hürmüz bunun en açık örneği.

ABD Enerji Bilgi İdaresi verilerine göre Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol hacmi 2025'in ikinci çeyreğinde günlük yaklaşık 21 milyon varil seviyesindeyken, 2026'nın ikinci çeyreğinde 4,9 milyon varile kadar geriledi.

Aynı dönemde LNG geçişlerinde de ciddi bir daralma yaşandı.

Buna karşılık Eylül ayında Körfez'den çıkan petrol hacimleri belirgin biçimde toparlandı.

İran hariç Körfez ülkelerindeki petrol akışının savaş öncesi seviyelerin önemli bir bölümüne geri döndüğü görülüyor.

Bu bize önemli bir ayrımı gösteriyor:

Fiziksel enerji akışı toparlanabilir. Ancak maliyet aynı hızla normalleşmeyebilir.

Petrolün bulunabiliyor olması, petrolün veya rafine ürünün eski maliyetle teslim edilebildiği anlamına gelmiyor.

Taşıma kapasitesi, güvenli rota ihtiyacı, savaş riski sigortası, tanker maliyetleri ve rafineri kapasitesindeki kayıplar enerji fiyatının üzerine ikinci bir maliyet katmanı oluşturuyor.

Reuters'ın Ekim başındaki analizlerinde Orta Doğu-Asya tanker maliyetlerinin günlük 1,2 milyon dolar seviyesini aştığı ve petrol akışındaki toparlanmaya rağmen lojistik darboğazların maliyetleri yüksek tutmaya devam ettiği belirtiliyor.

Rusya-Ukrayna savaşı da aynı denklemin diğer tarafında duruyor.

Ukrayna'nın Rus rafinerileri ve enerji altyapısına yönelik saldırıları yalnızca Rusya'nın üretim kapasitesini değil, rafine ürün piyasasını da etkiliyor.

Karadeniz'deki ticari gemilere yönelik güvenlik riski ise enerji dışındaki emtia ve lojistik kanallarında da ek maliyet yaratıyor.

Dolayısıyla bugün küresel enerji sorununu yalnızca “arz var mı, yok mu?” sorusuyla anlamaya çalışmak yetersiz kalıyor.

Asıl soru şu: arz, hangi maliyetle ve hangi sürede yerine ulaşabiliyor?

Türkiye açısından mesele neden daha önemli?

Türkiye'nin enerji yapısına baktığımızda dışarıdaki fiyat ve lojistik hareketlerinin içerideki şirket maliyetlerine neden hızlı taşınabildiği daha net görülüyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre Türkiye 2025 yılında 6,68 milyon ton ham petrol üretirken 31,94 milyon ton ham petrol ithal etti.

Ham petroldeki ithalat bağımlılığı yaklaşık yüzde 83 seviyesinde.

Doğal gaz tarafında ise 2025 yılında 3,11 milyar metreküp üretime karşılık 58,34 milyar metreküp ithalat gerçekleşti.

Bu tablo doğal gaz tarafında yaklaşık yüzde 95 düzeyinde ithalat bağımlılığına işaret ediyor.

Fakat şirketler açısından riskin yalnızca enerji ithalatından ibaret olduğunu düşünmek de eksik olur.

TÜİK'in Ağustos 2026 dış ticaret verilerine göre yılın ilk sekiz ayında Türkiye'nin toplam ithalatının yüzde 71,1'ini ara malları oluşturuyor.

Bu veri önemli.

Çünkü enerji fiyatında veya uluslararası taşımacılık maliyetinde oluşan bir artış, şirketin bilançosuna yalnızca elektrik, doğal gaz veya akaryakıt faturası olarak girmiyor.

Kimya, plastik, metal, ambalaj, taşıma, ithal yarı mamul ve diğer üretim girdileri üzerinden ikinci ve üçüncü kez maliyete yansıyabiliyor.

Üstelik bu etkilerin zamanlaması da birbirinden farklı.

Akaryakıt fiyatındaki değişiklik birkaç gün içerisinde lojistik maliyetine girebilirken, ithal bir hammaddedeki fiyat artışı mevcut stoklar nedeniyle şirketin maliyet tablosuna birkaç ay sonra ulaşabilir.

Bu nedenle finans yöneticisinin yalnızca bugünkü fiyatı değil, maliyetin şirkete hangi gecikmeyle ulaşacağını da bilmesi gerekiyor.

Tablo 1 — Türkiye'nin maliyet hassasiyeti

Gösterge

Son veri / yapı

Şirket açısından anlamı

Ham petrol ithalat bağımlılığı

Yaklaşık %83

Petrol ve rafine ürün şoklarına yüksek hassasiyet

Doğal gaz ithalat bağımlılığı

Yaklaşık %95

Enerji yoğun sektörlerde maliyet geçişkenliği

Ara mallarının ithalattaki payı

%71,1

Dış şokların üretim girdilerine yayılma riski

Yİ-ÜFE enerji, yıllık

%30,82

Yerel enerji maliyet baskısının devam ettiğini gösteriyor

Yİ-ÜFE ara malları, yıllık

%28,11

Üretim zincirindeki maliyet baskısının geniş tabanlı olduğunu gösteriyor

 

Brent'i takip etmek artık yeterli değil

TCMB'nin Eylül ayındaki Para Politikası Kurulu özetinde bu tablo oldukça açık görülüyor.

Ağustos ayında enerji fiyatları aylık yüzde 5,46 arttı.

TCMB bu artışta uluslararası petrol fiyatlarındaki yükselişin etkisini vurgularken, rafineri marjlarındaki artışın özellikle motorin fiyatlarına yansıdığına da dikkat çekiyor.

Brent petrol ağustos ayında ortalama 91 dolar seviyesindeyken, eylül ayının ilk on gününde ortalama 103 dolara çıktı.

Finans yöneticisi açısından burada önemli olan yalnızca petrol fiyatının yükselmiş olması değil.

Bir şirketin gerçek ithal girdi maliyetini birden fazla değişken oluşturuyor.

Tablo 2 — CFO'nun izlemesi gereken maliyet seti

Gösterge

Neyi anlatır?

Karar alanı

Brent / ilgili emtia

Temel hammadde fiyatı

Satın alma, bütçe

USD/TRY ve EUR/TRY

İthal maliyetin TL karşılığı

Fiyatlama, hedge

Navlun

Malın gerçek teslim maliyeti

Tedarikçi ve rota seçimi

Savaş riski sigortası

Jeopolitik risk primi

Landed cost

Rafineri / tedarikçi marjı

Ham emtiadan bağımsız maliyet baskısı

Ürün maliyeti

Stok günü

Şokun şirkete ulaşma gecikmesi

Working capital

Finansman maliyeti

Daha pahalı stokun nakit yükü

Likidite

Yİ-ÜFE enerji ve ara malı

Yerel maliyet geçişkenliği

Bütçe ve yeniden fiyatlama

 

Bu noktada önemli olan şirketin piyasa fiyatını değil, kendi maruziyetini ölçmesidir.

Brent yüzde 10 yükseldiğinde bir şirketin toplam maliyetinin otomatik olarak yüzde 10 artacağını söylemek mümkün değil.

Aynı şekilde Brent yüzde 10 gerilediğinde şirket maliyetinin aynı oranda düşmesini beklemek de doğru değil.

Sonuç, şirketin enerji kullanımına, ithal girdi oranına, stok seviyesine, sözleşmelerine, döviz yapısına ve tedarikçilerin fiyatlama davranışına bağlı.

Ben finans departmanlarının burada klasik bütçe yaklaşımından bir miktar uzaklaşması gerektiğini düşünüyorum.

Tek bir petrol fiyatı, tek bir kur varsayımı ve tek bir enflasyon tahmini üzerinden oluşturulan yıllık bütçe böyle bir ortamda çok hızlı eskiyebilir.

Bunun yerine şirketin kendi maliyet sürücülerini ayrı ayrı tanımlaması gerekiyor.

Enerjinin toplam maliyet içerisindeki payı ne kadar?

İthal girdi oranı nedir?

Hangi girdiler dolara, hangileri euroya bağlı?

Nakliye sözleşmeleri ne kadar süreyle sabit?

Tedarikçiler fiyatlarını hangi sıklıkla revize ediyor?

Şirket kaç günlük kritik hammadde stoku taşıyor?

Yeni fiyat müşteriye kaç gün veya kaç ay sonra yansıtılabiliyor?

Bu soruların cevabı bilinmeden yalnızca makro veriyi takip etmek yeterli bir risk yönetimi sağlamıyor.

Asıl konu fiyatlama

Maliyet şoklarının finansal etkisinin en kritik noktalarından biri fiyatlama.

Burada sık gördüğümüz refleks basit: maliyet arttıysa fiyatı artır.

Ancak özellikle dalgalı dönemlerde bunun yeterli olmadığını düşünüyorum.

Önce maliyet artışının niteliğini anlamak gerekiyor.

Geçici bir navlun şoku ile kalıcı hale gelmiş bir enerji maliyeti aynı şekilde fiyatlanamaz.

Bir aylık kur hareketi ile şirketin gelecek on iki ay boyunca maruz kalacağı yeni maliyet seviyesi de aynı şey değildir.

Finans ile satışın burada aynı masaya oturması gerekiyor.

Tablo 3 — Maliyet şokundan fiyatlama kararına

Soru

Finansın okuması

Olası karar

Artış geçici mi?

Şokun süresi ve kaynağı

Geçici surcharge

Artış kalıcı mı?

Yeni maliyet tabanı

Kalıcı fiyat revizyonu

Müşteri fiyat hassas mı?

Hacim / marj dengesi

Segment bazlı fiyatlama

Sözleşme izin veriyor mu?

Endeksleme ve fiyat maddeleri

Otomatik fiyat ayarlaması

Marj kritik seviyede mi?

Contribution margin

Ürün / müşteri yeniden fiyatlama

Nakit baskısı oluşuyor mu?

Working capital ihtiyacı

Fiyat + ödeme koşulu değişikliği

 

Doğru fiyatlama, maliyet artışının tamamını müşteriye yansıtmak anlamına gelmiyor.

Hangi ürün grubunda marjın korunması gerektiğini, hangi müşteride hacim kaybının daha büyük zarar yaratacağını ve hangi durumda kısa vadeli marj kaybının kabul edilebileceğini birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Bazı sözleşmelerde doğrudan liste fiyatı artışı yerine enerji veya navlun farkı kullanılması daha sağlıklı olabilir.

Uzun vadeli ticari ilişkilerde ise belirli emtia, enerji veya kur endekslerine bağlı fiyat ayarlama mekanizmaları şirket ile müşteri arasındaki belirsizliği azaltabilir.

Türkiye'deki fiyat verileri ne söylüyor?

Eylül 2026 verileri de maliyet tarafındaki baskının tamamen ortadan kalkmadığını gösteriyor.

TÜFE yıllık yüzde 29,73 seviyesinde.

Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi yıllık yüzde 27,38 arttı.

Ancak finans yöneticisi açısından manşet Yİ-ÜFE'den daha anlamlı olabilecek alt kırılımlar bulunuyor.

Ara mallarında yıllık fiyat artışı yüzde 28,11.

Enerji grubunda yıllık artış yüzde 30,82 ve yalnızca Eylül ayındaki artış yüzde 3,55.

Dolayısıyla şirketin kendi maliyet enflasyonunu yalnızca TÜFE üzerinden ölçmesi yanıltıcı olabilir.

Bir üretim şirketinin gerçek maliyet enflasyonu; satın aldığı ara malları, enerji tüketimi, döviz pozisyonu, lojistik yapısı ve finansman maliyetiyle belirlenir.

Başka bir ifadeyle her şirketin kendi enflasyonu vardır.

Finans departmanının görevlerinden biri de bu şirket içi maliyet endeksini oluşturmak olmalı.

Üç senaryo ile çalışmak

Böyle bir ortamda yüz farklı tahmin üretmek yerine yönetimin kullanabileceği birkaç senaryo oluşturmayı daha anlamlı buluyorum.

Tablo 4 — Jeopolitik maliyet senaryoları

Senaryo

Enerji ve lojistik

Şirket üzerindeki muhtemel etki

Finans yönetiminin odağı

Normalleşme

Fiyat ve navlun geriliyor

Marj baskısı azalıyor

Rekabet ve fiyat normalleşmesi

Uzayan stres

Yüksek ancak yönetilebilir

Kalıcı maliyet baskısı

Seçici fiyatlama, kontrat yenileme

Yeni şok

Enerji, kur ve navlun birlikte yükseliyor

Marj ve likidite baskısı

Acil fiyatlama, stok ve finansman planı

 

Birinci senaryo normalleşme.

Enerji akışı rahatlar, navlun ve sigorta maliyetleri düşer, ancak fiyatlar savaş öncesi seviyelere hemen dönmez.

İkinci senaryo uzayan stres.

Enerji arzı devam eder fakat güvenlik, navlun ve rafineri kapasitesi üzerindeki sorunlar kalıcı hale gelir.

Üçüncü senaryo ise yeni bir arz veya lojistik şoku.

Hürmüz, Karadeniz veya başka kritik bir rotada yeniden ciddi bir kesinti yaşanır ve enerji, kur ve navlun aynı anda şirket aleyhine hareket eder.

Ama burada amaç hangi senaryonun gerçekleşeceğini kusursuz tahmin etmek değil.

Amaç, her senaryonun gelir tablosu, nakit akışı ve işletme sermayesi üzerindeki etkisini önceden bilmektir.

Çünkü maliyet şoku yalnızca brüt kâr marjını bozmaz.

Daha pahalı stok, aynı miktardaki üretimi finanse etmek için daha fazla işletme sermayesi gerektirir.

Tedarik süresi uzuyorsa şirket güvenlik stokunu artırabilir.

Stok arttıkça daha fazla nakit bağlanır.

Faiz yüksekse o stokun finansman maliyeti de yükselir.

Bu nedenle jeopolitik bir gelişme birkaç adım sonra şirket için likidite problemine dönüşebilir.

Finansın gerçek katma değeri

Bence finans yönetiminin en önemli katkısı tam olarak burada ortaya çıkıyor.

Sorun gerçekleştikten sonra “maliyetler arttı” diye raporlamak yerine, hangi değişkenin hangi seviyeye gelmesi halinde şirketin hangi kararı alacağını önceden belirlemek gerekiyor.

Tablo 5 — Karar eşikleri

Değişken

İzlenecek soru

Önceden tanımlanması gereken karar

Petrol / enerji

Bütçe bandının dışına çıktı mı?

Satın alma ve fiyatlama gözden geçirme

Kur

Bütçe kurundan ne kadar saptı?

Hedge / fiyat güncelleme

Navlun

Alternatif rotadan pahalı mı?

Tedarikçi veya rota değişimi

Stok günü

Güvenlik stoku yükseliyor mu?

Ek işletme sermayesi

Brüt marj

Alt eşik kırıldı mı?

Ürün veya müşteri bazlı fiyatlama

Cash conversion cycle

Nakit dönüşü uzuyor mu?

Ödeme ve tahsilat koşullarının revizyonu

 

Bu eşikler önceden tanımlanmışsa finans fonksiyonu geçmişi raporlayan bir yapı olmaktan çıkıp şirketin karar mekanizmasının bir parçası haline geliyor.

Benim içinde bulunduğumuz döneme ilişkin temel okumam da bu.

Jeopolitik risk artık şirketlerin dışında duran ve ekonomi sayfalarından takip edilen bir başlık değil.

Enerji üzerinden fiyatlamaya, lojistik üzerinden stoklara, kur üzerinden satın almaya ve finansman maliyeti üzerinden nakde kadar şirketin birçok noktasına aynı anda temas ediyor.

Dolayısıyla finans yöneticisinin görevi yalnızca bu etkinin sonuçlarını ölçmek değil.

Etkinin hangi kanaldan geleceğini önceden görmek, şirketin kendi maruziyetini ölçmek ve fiyatlama, satın alma, stok ve nakit kararlarını buna göre hazırlamak gerekiyor.

Jeopolitik risk şirket bilançosuna ulaştığı gün ortaya çıkmış olmaz. O gün yalnızca daha önce ortaya çıkmış olan bir risk finansal tablolarda görünür hale gelir.

Kaynaklar

World Bank — Commodity Markets

https://www.worldbank.org/en/research/commodity-markets

U.S. Energy Information Administration — Global Energy Security and Strait of Hormuz

https://www.eia.gov/outlooks/steo/report/energysecurity/article.php

T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı — Ham Petrol

https://www.enerji.gov.tr/info-bankenergycrude-oil

T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı — Doğal Gaz

https://enerji.gov.tr/info-bankenergynatural-gas

TÜİK — Dış Ticaret İstatistikleri, Ağustos 2026

https://veriportali.tuik.gov.tr/Bulten/Index?dil=1&p=D%C4%B1%C5%9F-Ticaret-%C4%B0statistikleri-A%C4%9Fustos-2026-58239

TÜİK — Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi, Eylül 2026

https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/58034

TCMB — Para Politikası Kurulu Toplantı Özeti, Eylül 2026

https://tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB%2BTR/Main%2BMenu/Duyurular/Basin/2026/DUY2026-42

Reuters — Middle East Energy Coverage

https://www.reuters.com/business/energy/

Reuters — Energy Logistics Analysis

https://www.reuters.com/commentary/reuters-open-interest/